Adrasan Tekne Turları Koray Kaptan

Adrasan Tanıtım Yazıları

Gelidonya Feneri – Likya Yolu

Likya Yolu Tekirova’dan başlayıp Fethiye’ye uzanan dünyanın en uzun yürüyüş parkurlarından birisi ve aynı zamanda en keyifli olanlardından birisidir. Likya Yolu boyunca hem doğal güzellikler hem de tarihe bizzat şahitlik edebilirsiniz. Adrasan tekne turu hizmeti veren bir web sitesi bunları neden anlatır  sorusu aklınıza geldiyse şöyle açıklayalım , Olimpos – Adrasan , Adrasan – Gelidonya Feneri ve devamında Karaöz Likya Yolu’nun en sevilen ve rağmet gören parkurlarından birisidir ve Adrasan Sulu ada tekne turuna çıkarsanız Korsan Koyu ve Gelidonya Feneri‘ni denizden seyretme imkanı bulabilirsiniz.

Gelidonya Feneri denizden seyri keyfili bir yer olduğu kadar muhakkak gidilip görülmesi gerektiğini düşündüğümüz bir yerdir. Makaleyi kaleme alan kişi olarak Türkiye’nin çok farklı bölgelerinde çok orijinal güzellikler gördüğümü söyleyebilirim ve Gelidonya Feneri bunlar içerisinde ilk beşe girebilecek güzellikte çok özel bir yer. Gelidonya Feneri’ne gitmek için Adrasan’dan önce Karaöz’e geçmeniz gerekiyor. Karaöz’den sonra sahil boyunca 4-5 km araba ile gidilebilir ama sonrasında 3-4 km lik bir yolu yürüyerek gidebiliyorsunuz. Yol patika ve yol üzerinde çeşme veya içme suyu temin edebileceğiniz bir yer yok bu yüzden yanınıza bolca su almanızı ilk tavsiye olarak sizlere  iletmeliyim.Fenere yaklaştıkça yol dikleşiyor ve yorucu olabiliyor ama yolun sonunda hayatınız boyunca unutamayacağınız bir güzellik olduğunu bilirseniz sabretmeniz daha kolay olacaktır. Gelidonya feneri’nin uzunca bir hikayesi var, üzeriine çokça yazılmış ve anlatılmış bir yer, kendine has birçok özellik barındırıyor. Bunları makalenin sonuna alıntılayarak sizlere sunacağız, biz size özet olarak size inanılmaz güzellikte bir manzara ile karşılaşacağınızı kesin bir dille anlatıyoruz ve eğer kendinize güveniyorsanız Karaöz üzerinden değil de Adrasan’dan Likya Yolu güzergahını takip ederek yaklaşık 12 km lik parkuru yürümenizi şiddetle tavsiye ederiz.

Gelidonya Feneri Bekçisinden Fenerin Hikayesi

Gelidonya Feneri ile ilgili kısa süre önce bir yazı yazmıştım elimden geldiğince anlatmıştım. Bugün Aljazeera Gelidonya Feneri’nin bekçileri hakkında çok hoş bir röportaj ve yazı yayınlamış, bende sitemde yer vermek istedim..

Bilinen adıyla “Gelidonya” resmi adıyla “Taşlık Burnu Feneri”, 80 yıldır denizcilere rehberlik yapıyor. Antalya’nın en güney noktasında bulunan Gelidonya Burnu’ndan ismini alan fener, 1936’dan beri aralıksız çalışıyor. 72 yıl boyunca, üç nesildir fenerin bakımını yapan Demir ailesininin fertleri, tam 67 yılını yürüyerek bile zor ulaşılan bu fenerde geçirdi. Ailenin ilk fenercisi Ali Demir, 28 yıl fenerin bakımını yapmış ve emekli olmuş. Hasan Demir, babasından devraldığı feneri, 28 yıl boyunca çalıştırıp, oğlu Mustafa Demir’e devretmiş. Mustafa Demir, fenerde yaşamanın sanıldığı kadar kolay olmadığını anlatıyor:

“Çok uzun yıllar burada kaldım. Hayatım burada geçti. Babam buraya bebekken geliyor, burada büyüyor. İşi burada devralıyor. Burada yol yok, elektrik yok, suyumuz yok. Burası mahrumiyet bölgesi. Dışarıdan gelen birisi için burası çok güzel. ‘Manzarası güzel, çok güzel yerde yaşıyorsunuz’ diyorlar, ama gelin de bize sorun. Burada 24 saat kalmak çok zordu. Şiddetli, fırtınalı havalarda kapıyı açmakta bile zorlanırdık. Kışın bir fırtına olur, bir hafta dışarı çıkamazsın rüzgârdan.”

Gelidonya Feneri, Antik Likya yolu üzerinde yürüyüş yapanların da uğrak yeri.
[[Fotoğraf: Güray Ervin / Al Jazeera Türk]]

“Eşyamızı at ve katırlarla taşırdık”

Gelidonya Feneri’ne, en yakın yerleşim yeri 10 kilometre uzaktaki Karaöz köyü. Köyden sonra, fenere ulaşmak için yaklaşık 7 kilometre toprak yoldan arazi aracıyla gidebiliyorsunuz. Daha sonra 2,5 kilometre patika yoldan yürümeniz gerekiyor. Bu yol oldukça dar ve taşlı. Mustafa Demir, yıllarca bu yolu kullandıklarını anlatıyor:

“Buraya ulaşım çok zordu. Bayramda akrabalar bile gelemezdi. Fenerin olduğu yer 227 rakımlı. Kendi imkanlarımızla bir patika yol yaptık. İlk zamanlar eşyalarımızı elde taşıyıp getiriyorduk. Sürekli tırmanıyor olmak insanı daha çabuk yoruyordu. Sonraları, eşyalarımızı at ve katırlarla taşımaya başladık. Zaman zaman motosikletle kullandık. Buraya omuzda ya da elde eşya çıkartmak çok zor. Yürüyerek zor çıkıyoruz zaten.”

Taşlı, dik ve dar yoldan eşya çıkarmak isteyen Demir ailesi, motosiklet ve atlardan faydalanmış.
[[Fotoğraf: Al Jazeera Türk]]

“Tek başına ne oyunu oynayacaksın?”

Mustafa Demir’in 4 kardeşi daha var. Onların çocukluğu ise anne ve babalarından ayrı Finike’de, dedelerinin yanında geçmiş. Demir, fenerde tek başına büyümenin zor olduğunu söylüyor:

“Çocukluğum kötü geçti. Arkadaşların gelme imkânları yok. Çünkü, yol çok uzak. Bisiklete binemiyordum. Burada keçilerimiz vardı. Keçilere bakardım, keçilerle ilgilenirdik, yavrularını severdik. Onlarla vakit geçirirdim. Tek başına ne oyunu oynayacaksın, hiç bir oyun oynayamıyorsun. Ancak bir salıncak kurardık fenere. Akşama kadar ya salıncakta sallanırdım ya da oğlak severdim. Denize balığa inerdim. Vaktim böyle geçerdi.”

Mustafa Demir, babası Hasan Demir’in yanında fenerin nasıl çalıştığını öğrendi.
[[Fotoğraf: Al Jazeera Türk]]

“Annemi akrep soktu, babamı yılan ısırdı”

Mustafa Demir, fenerde yaşamanın zorluklarını anlatırken, annesi Zekiye Demir’i bir gün zehirli bir akrebin soktuğunu, başka bir gün de babası Hasan Demir’i yılan soktuğu için hastaneye zor yetiştirdiklerini anlatıyor:

Bir gün yine annemle beraberiz. Kapı çalar gibi oldu, pencereye eğildi. O anda alnını tutu. ‘Ne oldu anne?’ dedim. ‘Akrep soktu’ dedi. Ben hemen baktım, büyük siyah bir akrep. Aksilik de alnından sokmuş. Allah’tan abim gelmişti. Annemi aldık alelacele Kumluca’ya hastaneye yetiştirdik. Yoksa kafadan soktuğu için tehlikeliydi. Bir gün de babam çalıların arasından muavin fenerimiz var kıyıda, oraya iniyor. Böyle yaz günüydü. Yılanın tam yanına basıyor. Yılan da babamı bacağından sokuyor. En zehirli yılan, ala yılan diyoruz. Tekneye zor ulaşıyor. Soğukkanlı olduğu için ısırılan yeri kesmis, emmiş. Tekneyi çalıştırıp Karaöz’e varıyor. Hastaneye yetiştiriyorlar. Ölümden döndü.”

Aile fenerden üç yıl önce ayrılırken, kaldıkları yeri de aynen bırakmış.
[[Fotoğraf: Güray Ervin / Al Jazeera Türk]]

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, gazla çalışan ve sürekli elle kurulması gereken fenere, uydudan kontrol edilebilen bilgisayar sistemi kurmuş. Demir ailesi, son beş yıldır, led ışık sistemiyle çalışan fenerde kalmıyor. Mustafa Demir, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlı, Antalya Baş Teknisyenliği’nde çalışmaya devam ediyor ve ayda bir kez rutin kontrollerini yapmak üzere Gelidonya Feneri’ne gidiyor.

Muhabirimize ulaşmak için: guray.ervin@aljazeera.net

Kaynak : Aljazeera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Anti-Spam Quiz: